Home Dilime Düşenler Ben bireyim! En fazla 80 yıl yaşayacağım bu dünyaya senin için çalışmaya gelmedim!

Ben bireyim! En fazla 80 yıl yaşayacağım bu dünyaya senin için çalışmaya gelmedim!

13 min read
0
0
92

Merhaba, sayın okuyan devlet nedir? Neden kutsaldır? Devlet ne için vardır? Devleti meşru kılan nedir? Neden devlete koşulsuz şartsız itaat etmek, onun koyduğu kurallara göre yaşamak zorundayız?  Bugün ki yazımızda düşüncelerimi paylaşacağım. Saat sıfır bir civarları her zamanki yerimde yaptığım işlerden sıkılmış kahvemi yudumlarken, dilime düşenler; devletin ve devlet ile aramızdaki sınırın ne olduğunu daha net belirlememiz gerekiyor. Biz güvenlik, adalet ve temel hizmetler için devleti yetkilendiriyoruz. Diyoruz ki; biz sana para verelim, sen bu işleri bizim yerimize hallet. Senin koyacağın kurallara hepimiz uyalım. Bizler için gayet makul bir sözleşme; ancak makul şartlarda.

Benim burada sinirlendiğim nokta devletin haddini aşması. Bakın bu noktada hala siyasi partilerden bahsetmiyorum. Devletin neyi yapabilip neyi yapamayacağını ve sınırlarını daha iyi belirlememiz gerekiyor. Sen, reel ticaretteki her ürün ve hizmetten katma değer vergini al, tamam. Sana aracımız olursa MTV’sini, elektrik faturamızda çeşit çeşit vergi kalemlerini ve hatta TRT payını da verelim, tamam. Yurt dışından araç ithal ediyoruz, o aracın normal fiyatının 2 katı kadar da sana verelim, hadi diyelim ki bu da tamam(ki bu çok farklı bir konu, ayrıca tartışılmalı). Ama sen bunları benden alıyorsan, bana bazı şeyleri garanti edeceksin.

– Benim verdiğim parayı benim menfaatim için harcayacaksın.
Suriye mülteci krizinde devletin kaç milyar TL masraf yaptığı ortada. Bizim verdiğimiz vergilerle bize hiçbir şekilde maddi dönüşü olmayan bir yatırım. Evet, şüphesiz, insanlık vazifesi. Orada insanlar, kadınlar, çocuklar ölüyor. Onlara sınırımızı kapatamayız. Tamam, sınırımızı açalım ve cebimizden para da verelim. E kardeşim sen eğer benden aldığın parayı mülteciler için kullanacaksan; bana(kendi vatandaşına) en uygun şekilde bunu yapmalısın. Bu insanlara ev ver, yeni yerleşim yerleri kur, atölye ve fabrikalar aç onlara iş sağla(ucuz iş gücü sayesinde masraflarının çıkmasına ve onların hayata yeniden tutunmasına imkan tanı). Sen bunun yerine o insanlara hem masraf yapıp hem de benim yaşantımı olumsuz etkileyecek şekilde başı boş salarsan; ben sana “Ne cürretle?” diye sorarım.

Ben uzun yıllardır İstanbul – Ümraniyede yaşadım. Hiçbir zaman oldukça iyi bir yer değildi; evet ancak bu mülteciler geldikten sonra iyice yaşanamaz bir yer oldu. En başta sokaklar, caddeler değişti. Daha sonra bu nüfus bölgenin ekonomik durumunu etkiledi. mülteci krizinden sonra ev ve kira fiyatları 2-3 katına çıktı.
İstanbul Fatihde durum dahada kötü, yabancı bir yere gitmiş gibi hissediyorum kendimi, Kurulu bir düzenin var; ancak yaşadığın yer inanılmaz değişime uğramış. Eskisinden kirli, suç oranları yüksek ve pahalı. Derme çatma evler için inanılmaz kira isteniyor, sosyal yapısı da oldukça bozuk bölgelerde.
E iyide devlet bana “Ya vatandaşım, ben böyle bir hata yaptım, senin düzenini bozdum ancak bunu telafi etmem gerek. Senin yaşam şartlarını daha katlanılabilir yapmak için uğraşacağım.” demedi. Tam tersi o dönemden itibaren alım gücüm inanılmaz düştü. Devletin bu mülteci politikası benim hayatıma inanılmaz bir etkide bulundu.
İnsan bu ruh haline geldiğinde, psikolojik olarak çöktüğünde “devlet için yaşamam lazım” demez, diyemez. Ben bireyim! En fazla 80 yıl yaşayacağım bu dünyaya senin için çalışmaya gelmedim! diye haykırır. Devletin menfaatlerini koruyup kollamaz, devlete ne sevgi ne de sempati duyar.

– Benim menfaatlerimi kollayacaksın
Devlet, elektrik dağıtım şirketlerini özelleştirdi. Evet, bütçe için gayet mantıklı olabilir. Ancak bu dağıtım şirketi eğer benim ödediğim fahiş fiyatlara(ve sana verdiğim onca vergiye) rağmen bana doğru düzgün hizmet vermiyorsa; evimdeki elektronik cihazların bozulmasına yönelik tehdit oluşturuyorsa(ki bu cihazların bir kısmını muhtemelen artık tekrar alabilmem mümkün olmayacak) sen bu şirkete gidip benim için hesap soracaksın. Epdk’ya, bimere her yere şikayet ediyorum. Kimsenin umrunda değil. Yahu evin önündeki direk odun, kablolar sarkıyor. Direk her geçen gün eğriliyor, kablolar her gün kopuyor. E ben sana elektrik faturamda vergi ödüyorum, buna karşılık sen ne yapıyorsun?
– Adil vergilendireceksin
Satın aldığım her şeyde sana vergi ödüyorum. Peki neden kazandığım net paradan da bu kadar yüksek vergi veriyorum? Peki bu kadar paraya ihtiyacın varsa sen niye koskoca vergi kaçakçısı şirketlerden söke söke payını almıyorsun da, benden alıyorsun?
Birçok kurumu özelleştirdin, o parayla borçlarını kapattın ve yatırım sermayesi edindin. Bu sermayeyi de kalkıp inşaata yatırdın. Şimdi paran kalmadı. Ben senin garantörün müyüm? Parayı çarçur edip bütçen bittiğinde gelip benim aldığım gazoza sen ne hakla %10 ötv koyarsın? Bu hatalarının sonuçlarını neden hep ben ödüyorum? Neden sen para babalarından bunları tahsil etmiyorsun? Neden spor kulüplerinin borçlarını kapamaya lüzumsuz para harcıyorsun?
Senin hataların yüzünden eskisine göre daha kötü şartlarda yaşıyorum. Daha iyi şartlarda yaşayabilmek için ek gelire ihtiyacım var. Üç beş bir şey yapıyorum, cebime para sokmaya çalışıyorum. Sen de gelip beni bunun için cezalandırıyorsun. “Bana bu parayı kazandığını söylememişsin” diyorsun. Sana bildirirsem yine elime bir şey geçmeyecek, yine daha çok sıkıntı yaşayacağım. “O zaman ya bu iş için benim payımı vereceksin ya da bu işi yapmayacaksın” diyorsun. İyi de ben bu ek işe senin yüzünden ihtiyaç duydum. E ben sana her şeyde hesap veriyorsam, gelen giden her paradan sana pay veriyorsam; sen neden bana hesap vermiyorsun?

ben vatandaşım, türkiyeyi çok seviyorum. Benim devletten şikayetçi olmam için siyasete atılmam gerekmiyor. Ben bu devlete emeğimin karşılığı olan paramdan pay veriyorsam; bunun hesabını gelir sorarım. Ya hatalarının sonucunu bana yüklemeyeceksin; ya da paran bittiğinde, ek vergi istediğinde gelip bana şeffaf olarak bu parayı kalem kalem nereye harcayacağını anlatacaksın. “Ben devletim, şu kadar daha para istiyorum, sana açıklama yapma zorunluluğunda değilim, dediğimi yapacaksın!” diyemezsin.

İşte bu sebeple devletin yetkilerinin sınırlandırılması ve devlete şeffaflık zorunluluğu gelmesi gerekmekte.
Ben bireyim! En fazla 80 yıl yaşayacağım bu dünyaya senin için çalışmaya gelmedim!

Load More Related Articles
Load More By oxygen
Load More In Dilime Düşenler
Comments are closed.

Check Also

İzmir web tasarım | İzmir Seo Hizmetleri

Günümüz şartlarında internet ortamı tartışılmasız bir önem taşımaktadır. Web sitesiniz ise…